2 Ekim 2006 Pazartesi

DOĞUM GÜNÜM

Bugün benim doğum günüm!
1970 doğumlu biri olarak 36. yaşımızı devirdik.
Ailemin 3. çocuğu olarak dünyaya gelmişim.
Ailemin küçük çocuğu ünvanını 12 yıl taşıdım.
12 yaşımda kızkardeşim Tuğba'nın dünyaya
gelmesiyle, küçüklükten kurtulup 3 kızın ortancası oldum.

Çocukluğumuz İstanbul'da şehirde geçti ama şimdiki çocuklardan daha şanslıydık.
Bu kadar çok bina yoktu ve her taraf yemyeşildi.
Çiçeklerin, otların, papatya ve gelinciklerin içinde, toprağın içinde hoplaya zıplaya büyüdük.
Şimdi benim büyüdüğüm kırlara E-5'e bağlantı yolu yapılmış!

Oğlum ve kızım parka gitmelerini saymazsak, dört duvar arasında büyüdü.
Şimdilerde teknolojinin günümüz çocuklarını tutsak eden bağımlılığı var, televizyon-bilgisayar-playstation-atari gibi aletleri bırakıp, sokağa bile çıkmıyorlar.
Zaten sokaklar çok güvenli değil, çoğu anne "dışarı çıkarsa merak ederim, en iyisi bilgisayarda oynamasına yada sevdiği programı seyretmesine izin vereyim, gözümün önünde olur " diye düşünüyor.

Ben 80'li yıllarda 10 yaşlarındaydım ve Türkiye oldukça sıkıntılı günler geçiriyordu.
Çemberimde Gül Oya dizisini hep severek izledim çünkü bizim çocukluğumuzda olan olayları birebir yansıtmayı başarıyordu.
Ortamın karışıklığı, yokluk.
Paranız olsa bile bulunmadığı için alamadığınız bir sürü şey!
Annemlerin sık sık girdiği yağ, tüp, şeker gibi çok mühim şeylerin kuyrukları.
Tüp bulunamadığı zamanlarda elektrikli ocakta pişen yemekler.

Kolunuzda yanık varmış gibi görünen çiçek aşısı!
Bu aşıyı okula kayıt oluyorken,mutlaka olmamız gerekiyordu,neyse ki fedakarlığımız boşa gitmedi, en azından Türkiye'de şimdilik çiçek hastalığı tarih oldu.

Okula giderdik bomba ihbarı yapılırdı, ya korkuyla evlere dağılırdık yada aramaların bitmesini beklerdik.
Bir gün okula giderken çatışmaların arasında kaldık, korkuyla koşarak soluk soluğa eve geri dönmüştük.
Bugünlerde öğretmenler varsa fazla fiş istiyor öğrencilerinden, bizim zamanımızda bakkalı olan öğrencilerden 1 koli yağ istenirdi.
Okul önlüklerimiz simsiyahtı, şimdi neredeyse mavi önlük bile kalmadı.
Çoğu okul özel okulmuş gibi kendi istedikleri renklerdeki formaları giydiriyorlar.
Işıklar her gün ama her gün kesilirdi.
Bizim jenerasyonun "Işıklar kesikti,ders çalışamadım hocam"demesi boşuna değildi yani.

Bugünlerde sık gördüğünüz, Ramazana özelmiş gibi görünen rengarenk macunlarıyla macuncular hafta da bir gün mahallemizi ziyaret ederdi.
Sadece Ramazana özel bir şey değildi.
Ve Televizyon!
Tek eğlencemiz,hafta içi her akşam 19.00'da başlayan yayın, gece 23-24 gibi İstiklal Marşıyla biterdi.
Hafta sonu yayın 13'te başlardı bayram ederdik.
Televizyonda Türk filmi çok nadir verilirdi,verildiği zaman herkes 1 hafta öncesinden heyecanlanmaya başlardı, televizyonda Türk filmi oynayacak diye!

Dallas vardı her hafta kaçırmadan izlenen, Küçük ev, Charlie'nin melekleri, Komiser Colombo, Baretta ve daha nice diziler.
Pasaklı Sali diye bir dizi karakteri vardı, eve pis döndüğümüzde annemiz bizi
"Pasaklı Sali gibi olmuşsun" diye azarlardı.
Sonraki yıllarda ilk Brezilya dizimiz Köle Isaura, Çalıkuşu, Yaprak Dökümü, Üç İstanbul gibi nice diziler.
Uzaktan kumanda mı? O da ne? Zaten o yıllarda tek kanalımız var, ses ayarı içinde televizyonun yanına giderdik.
Şimdi evlerimizin vazgeçilmez aleti, uzaktan kumanda!

Ve genç kızlık, evlilik, erken yaşta annelik.

Hayat bir su gibi akıp gidiyor, geriye dönüp baktığınızda her şey sanki göz açıp, kapama hızında.

* Cumartesi günü 4 kardeş, eşlerimiz ve çocuklarımızla annemde iftardaydık.
Bu pastayıda kızkardeşim Tuğba o gün benim için hazırladı.
Ispanaklı yaş pastanın tarifi için tıklayın.
"Afiyetle Kalın"

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum yazmak için;
Google hesabınız yoksa "Anonim" bölümünü işaretleyerek yorum yazabilirsiniz.
İsminizi yazmayı unutmayın!...